Şimdi Zarflara Sevdiklerimizi Koysak, Zarfı Açsak Doya Doya Sarılsak !!!!

fal-ad1

Merhabalar Sevgili Kahve Dostlarım,

Orta okul yıllarımda şiire ve edebiyata çok meraklıydım…
Şiir defterim vardı o yıllardan kalma…
Uzunca bir zamandır nereye koyduğumu  sizler için arıyordum,
Nihayet buldum 🙂
Defterim içindeki anılarla beraber sakladığım yerde duruyormuş…

Bu şiir de o sayfaların arasındaydı …

 

Şeytan dağındaki mağarada duydum bir büyücü yaşarmış,

Aşka inanmayan taş kalplileri, büyüler kara sevdalı yaparmış,
Yüreğimde yenilginin acısı yollandım şeytan dağına,
Az gittim uz gittim , derken bir akşam ,
Vardım büyücünün mağarasına…
Dedim, bir halden bilmeze düştüm
Al bütün varımı yoğumu, bir büyü yap da anlasın,
Sevdanın ne yaman şey olduğunu…

İki yürek oydu iki taştan, koydu bulanık bir suya…
”Üç vakit sonra gel” diye seslendi kör bir kuyuya…
Üç gün, üç ay, üç yıl bekledim…
Bir kuşluk vakti vuruldu kapım,
O kendini beğenmiş deli dolu aşkım,
Ne hale düşmüştü Allahım..
Kara gözlerinde şimdi, kara gecelerin alevi vardı…
Ağladı kapandı ayaklarıma ”Sev beni, sev beni ”diye yalvardı…

”Git … git ” dedim  istemiyorum artık,
Biraz da sen öğren ağlamasını,
Uzun geceler boyunca duy bir yol,
Yalnızlığın kahreden acısını !!!

İnanmayın dostlar inanmayın
Ne büyücü var ortada ne de büyü…
Sizlere anlatmak için yazdım bu yaşanmamış öyküyü 🙂

O zamanlar bir de Hatıra Defterlerimiz vardı, daha çok kızlar
özenirdi bu defterlere…
Birbirimize yazılar yazar, saklardık…
Genellikle hatıra yazarken şöyle başlardık;
”Bana kalbin kadar  temiz bu sayfayı ayırdığın için çok teşekkür ederim” …
Sonra devam ederdik…

Sepet sepet yumurta
Sakın beni unutma
Unutursan küserim
Gözlerinden öperim :))

Bazen yazacak bir şey bulamaz, kuş, çiçek veya kalp çizerdik…
”Umarım bir gün gelir bu sayfayı okursan seni çok seven beni
hatırlarsın” diye bitirirdik 🙂

Bir de duygu dolu mektuplar yazardık…
Çok severdim mektup yazmayı…
Ablam evlendiğinde eşinin görevi gereği Babaeskide bulunuyorlardı,
sonra Erzurum’a tayin oldular…
Yıllarca mektup yazdım onlara…
El yazısıyla özenle yazardım.
Öğretmenlerim ‘inci gibi yazın var ‘ derlerdi…
Okul hikayelerimi yazardım daha çok…
Yazdığım mektuplar bir hafta, on gün sonra ulaşırdı ellerine…
Postacı bir kaç gün geç kalsa merak ederler, postacı yolu beklerlermiş…
Binnaz bu hafta yazmadı mı diye telaşlanırlarmış…

Postacı yolu gözlenirdi o zamanlar…
Getirilen bir kağıt parçasıydı ama içinde umut, sevgi ve aşk
vardı, hasret vardı…
Renkli mektup kağıtlarına yazmayı severdim…
İtina ile seçerdim onları,
Zarfları da renkli ve motifli olanları tercih ederdim.

O kağıdı parmaklarımızın arasında tutmak bile heyecanlandırırdı bizi…
Söylemek isteyip de, söyleyemedigimiz ne varsa yazardık,
Bir kalem ve kağıtla rahatlardık…

Sevgili Kahve dostlarım, bu eski alışkanlıktan mı neden,
Seviyorum sizlere yazmayı, her hafta anlatmayı…
Postacı yolu gözlemeden ulaşıyoruz artık birbirimize…

Şimdi zarflara sevdiklerimizi, çocukluğumuzu, anılarımızı koysak…
Zarfı açsak doya doya sarılsak…

Hepinize harika bir pazar günü diliyorum.

Sevgilerimle

Binnaz ablanız 🙂

fal-ad1
Binnaz Abla

Binnaz Abla

Dubaiden Singapura kadar çok geniş bir takipçi kitlesine sahip. Sahip olduğu üstün iletişim becerisi, güçlü sezgileri ve yaşam tecrübesi ile 40 yıllı aşkın bir yorumculuk geçmişine sahip. Sahip olduğu pozitif enerjiyi, olağan üstü sezgileri ile birleştirerek takipçilerine ışık oluyor

1 Yorum
  1. Ne güzel söylemişsiniz gerçekten de… Keşke şimdi zarflara sevdiklerimizi, çocukluğumuzu, anılarımızı koysak… Zarfı açsak doya doya sarılsak… Uzaklar özlenirmiş, uzakta kalan özlenirmiş de inanın ben şimdi yanıbaşımdakini öyle özlüyorum… Hem artık mektup da yazmıyoruz, yok zarflarımız…. Hep hasretlik…

Yorum Yapın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Bu HTML kodlarını kullanabilirsiniz. HTML <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.