Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane, Ehl-i keyfin keyfini, taze elden taze kahve tazeler.

fal-ad1

TurunçMerhabalar Sevgi Kahve Dostlarım;

Annemin babası Mehmet Efendi aslen Kıbrıs’lı, Magosa’nın Vadili köyünden…

Vadili köy çok şirin, çok yeşillik harika bir yermiş, her yer limon,
portakal, mandalina ve turunç ağaçlarıyla doluymuş.
Magosa da öyleymiş,
Bir yerden diğer bir yere gitmek için yol boyu portakal ve turunç

bahçelerinden geçmek gerekirmiş…

Kıbrıs’daki akrabalarımızı ziyarete gittiğimiz 1976 yılında da öyleydi…
Sonra 1985 yılında yeniden gittiğimizde portakal bahçelerinin yerini
yer yer evler almaya başlamıştı…
En son hali nasıldır bilmiyorum ama, ilk gördüğüm hali rüya gibiydi…
Turunç meyveleri aynı portakal  görünüşlü, fakat lezzeti ekşimsi ve acıdır .
Turunç meyvesinin öyle güzel çiçekleri var, öyle güzel kokarlar ki
parfümeri sanayinde,

hem kabukları, hem yaprakları hem de çiçekleri kullanılır…
Bu nedenle tüm şehir aromatik bir kokuya sahiptir .

Dedem Mehmet Efendi , Osmanlı döneminde 1914 yılında gencecik bir
delikanlı iken,
Suriye Demiryolu inşasında çalışmak üzere demiryolu müteahhiti olarak

demiryolu inşaatında görev almış…

 

20130105_213631Dedem Şam İstasyonunu  inşası sırasında her gün oradan geçen Şam’lı
güzel bir kıza fena halde aşık olmuş.
Bu güzel kız, zengin bir ailenin kızıymış, beyaz tenli, uzun boylu bir kızmış…
Dedem en çok yeşil gözlerine ve dalga dalga uzun saçlarına vurulmuş…
Kız da dedemi beğeniyormuş.
Hergün aynı saatlerde oradan geçiyor ona sadece gözünün ucuyla bakabiliyormuş…

Dedem aracılar vasıtasıyla kıza haber göndermiş ve adını sormuş..

Adı Rayye imiş…
Dedem kızın adını çok beğenmiş, adı da kendi gibi güzel diye düşünmüş…
Bu güzel kıza aracılarla haber yollamış…

Gözlerden uzak yerlerde buluşuyorlar ancak dakikalar kadar kısa

konuşuyorlarmış…
Dedem onsuz yaşayamayacağını anlamış.

 

20130105_213648Aradan çok geçmeden bu güzel Şam’lı kızla evlenmiş.
Kız tarafı zengin olduğu için çok güzel bir evleri olmuş…

Önce 1917 yılında teyzem dünyaya gelmiş, sonra 1920 yılında dayım,

1923 yılında da annem doğmuş…

3 kardeş saray gibi bir evde çok mutlu, mesut yaşıyorlarmış..

Sonra bir kardeşleri daha olmuş…
O da kızmış ..

 

 

Suriye’de savaş çıkınca dedem Türkiye’ye kaçmayı önermiş ,

ama anneannem buna şiddetle karşı çıkıyormuş…

Dedem savaştan çok korkuyor, çocuklarına bir şey olacak diye uykuları
kaçıyormuş.
Bir gün anneannem küçük kızıyla karşı komşuya geçtiğinde,

Dedem annemi, dayımı ve teyzemi alıp evden kaçmış..
Yolda çok zorluklar çekmişler.
Konaklaya göçe, Adanaya varmışlar…
Dedemin ablaları varmış Adana’da, onların yanına sığınmışlar…

 

Annemler annelerini bir daha görememiş ve bir daha haber alamamışlar
Teyzem kardeşlerine bir anne gibi bakmış ve büyütmüş..
Dayım tıp fakültesinde öğrenciyken annesini aramak için Şam’a gitmiş
ama izine rastlayamamış..

Yıllarca annelerini ve küçük kardeşlerini aramışlar…
Ama savaşta öldü mü kaldı mı bilen olmamış…

 

2755324-40-yillik-kahvenin-zirve-oykusuDedem kahve içmeye çok meraklıymış
Daha doğrusu tiryakisiymiş…
Kahve fincanı elindeyken bile annemden kahve istermiş…

Annem – baba kahven elinde ya – deyince, – Neme lazııım sen sür

kahveyi – dermiş…

Bakır bir cezvede maltız üzerinde pişirirlermiş.
Demiryolu inşaatında çalıştığı günlerde parasını altın olarak öderlermiş
Dedem de özel bir kuşak yaptırmış kendine ,kazandığı altınları kuşağın
içindeki ceplere tek tek yerleştirir beline sararmış..
Uçsuz bucaksız yerlerde bulduğu kahvehanelerde geceler,

Tahta kerevetlerin üzerine şilte serer  yatarmış… Daha az uyumak için

kahve içtiğini söylermiş.
Yemenli hacıların Hicaz’a nasıl kahve taşıdığını,
Kahvehanelerin piri olduğunu, gece yarısı gelen kahve pirlerini

gördüğünü söylermiş…

Öyle maceralı bir yaşamı olmuş ki hergün çevresine toplanan kişilere
bu hikayeleri anlatırmış…

O zamanlar kahveler çekirdek halinde bulunur, bunu toprak kaplarda

kavurur içmeden önce öğütürlermiş…

Zaten kahve kavrulurken öyle güzel kokarmış ki, önce kokusundan mest
olurlarmış..
Ben de hatırlıyorum, bizim evimizde de pirinç değirmen vardı annem
kahveyi kavurur,

taze taze çeker hemen pişirirdi…

 

sebah-joaillier-act-ca-1888-19-selected-views-of-constantinop-2503856“Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane,

Ehl-i keyfin keyfini, taze elden taze kahve tazeler – derdi babam,
Hemen kahveler hazırlanır, her kahve içen fincanını devirir  – Kahve
pir kalbime gir , kalbimdekini bil – derdi

Fallar bakılır herkes mutlu olurdu :)

Çok sevgili kahve dostlarım , karşılıklı kahve içemiyoruz ama
karşılıklı paylaşıyoruz..

Mutlu bir aile olmanın sırrı paylaşmayı sevmektir :)

Bunun için Binnazabla.com ailesi mutu bir ailedir :)

Mutluyum, paylaşıyorum ve ailemi çok seviyorum :) ))

Hepinize keyifli, bol köpüklü, kahve tadında harika bir pazar günü diliyorum :)

Sevgilerimle

Binnaz ablanız :)

 

fal-ad1
Binnaz Abla

Binnaz Abla

Dubaiden Singapura kadar çok geniş bir takipçi kitlesine sahip. Sahip olduğu üstün iletişim becerisi, güçlü sezgileri ve yaşam tecrübesi ile 40 yıllı aşkın bir yorumculuk geçmişine sahip. Sahip olduğu pozitif enerjiyi, olağan üstü sezgileri ile birleştirerek takipçilerine ışık oluyor

1 Yorum

Yorum Yapın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Bu HTML kodlarını kullanabilirsiniz. HTML <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.