Binnaz Abla ile Pazar Kahvesi – Bahar Yağmurları

fal-ad1

Merhabalar Sevgili Kahve Dostlarım;

Mart ayının yaklaşmasıyla, ilk baharın ilk esintileri de hissedilmeye başlanacak 🙂
Mart ayıyla ilk yazımız müjdelenecek, ağaçlara su verilmesi, havaların ısınmasıyla çiçeklenmesi, bu mevsimde olur…

Bu mevsimde karların erimesiyle ve bol miktarda yağmurların yağmasıyla su yatakları, dereler, göller, göletler ve barajlar su ile dolar…

Şubat tatillerinde Marmaris’te yaşayan babamın yanına tatile gittiğimizde, oğlum Sertaç’la dedesi, bahçedeki yabanı otları temizlerler,
ağaçları budarlar, güllerin toprağını çapalarlar daha iyi nefes almasını sağlarlardı… Bahçemizde mandalina, portakal ve limon ağaçları vardı…

Günün her saatinde mis gibi kokarlardı… Bir keresinde meyve ağaçlarını budarlarken, uygun olmayan bir mesafeden kesmişlerdi dalı…
Dalın içinden öyle bir su akmıştı ki, parmağı kesilen bir insanın akan kanı gibiydi. Birden çok telaşlandık ve üzüldük…
Babam; “-Merak etmeyin şimdi onu tedavi ederiz-” dedi… Sertaç’la hemen bir çamur yaptılar, evden naylon torba ve bez parçası bulduk…
Parmağı yaralanan bir kişiye pansuman yapar gibi , kesilen yere önce çamuru sivadık, sonra bezle iyice sardık, üstünü de naylonla kaplayıp düğümledik…
Dalı yaralı bir ağacımız olmuştu, önünden her geçişte hatırını sorup ilgileniyor ve bakıyorduk,
neyse ki pansumanımız iyi gelmişti, dal yeniden toparlandı ve ucundan filizlendi…

Bilhassa bu mevsimde, hava değişiklikleriyle, halk arasında Kırk İkindi adı verilen sağanak yağışlar başlar. Bu yağışlarla şiddetli gök gürültüsü, yıldırım düşmesi, dolu tehlikesi ve sel felaketleri de görülür.
Seyran bağlarındaki bağ evimiz tam yokuşun tepesindedir…
O tarihlerde alt caddeden bir dere akardı adı Bülbül deresiydi…

Dere İki tarafında büyük yeşil ağaçları olan, bülbüllerin şakıdığı bir dereydi…
Sonradan dere kapandı ve adı Bülbülderesi caddesi oldu…
Çocukluğumda o dereden karşıya geçebilmek için üstünde uzun, kalın, bir tahta vardı…
Şiddetli yağan yağmurlar Seyran bağlarının dik yokuşundan aşağı güldür güldür akar, dereye şu başar, ve dere taşardı…
Öyle şiddetli yağışlar olurdu ki, bir keresinde bahçemizin önündeki kum yığınını sürüklemişti yokuştan aşağı…

Böyle bahar mevsiminin yaşandığı geçmiş günlerin birinde bağ komşularımızın çocuklarıyla gezmeye Gençlik Parkına gitmiştik…
Ablam, abim o zaman 16-17 yaşlarındaydılar, arkadaşlarıyla bir gruplardı, yanlarında ben de vardım… O zaman 9 yasında bir çocuktum…
Hepimiz çok güzel baharlık kıyafetler giymiştik.
Ben de eteği büzgülü, toz pembe bir elbise, ve yeni alınan beyaz atkılı bir ayakkabı giymiştim…
Gençlik Parkında harika vakit geçirdik, zaman çabuk geçti, hava bulutlanmaya başlıyordu, annemiz çok geç kalmayın diye tembih etmişti…
Yürüyerek dönecektik Seyran bağlarına…
Bir an önce yola çıkmalıydık, fakat daha yola çıkmadan gök gürültüsü ve yağmura yakalandık…
Öyle bir gök gürlüyordu ki, sanki yer gök inliyordu…
Yağan yağmurun şiddetinden o güzelim elbiselerimiz sırılsıklam oldu, üstümüze yapıştı…
Gıcır gıcır yepyeni ayakkabımın içinden dereler akıp gidiyordu…
Ayakkabılarımızı elimize aldık…
Erkekler paçalarını dizlerine kadar sıvadılar…

Saklanacak bir yer yoktu…
O şiddetli yağmurun altında yürüyorduk…
Bülbül deresine geldiğimizde dere taşmış tahtası sele kapılıp bir yere savrulmuştu…
Oradan karşıya geçip nasıl yokuş yukarı yürüyecektik..
Yağmur bulutları gökyüzünü kaplamış rengi koyulaşmıştı…

Biz de geç kalmıştık…
Derenin en dar yeri burasıydı, geçmek zorundaydık…
Sanki sinirlerimiz gevşemiş gibi, birbirimize bakıp halimize gülüyorduk…
Dereyi geçsek gerisi kolaydı, yokuşu çıkabilirdik…
Derenin gürültüsü, gök gürlemelerine karışıyor, yağmur tüm hızı ile yağıyordu…
Korkuyordum..
Onlara göre hava hoştu, abimle ablamın arkadaşları gençlerdi, bahar başlarına vurmuştu…
Gençliğin verdiği neşeyle hiç bir şey düşünmüyor sadece gülüyorlardı…
Birbirleriyle şakalaşıyorlardı, ben telaşlandıkça “-Boşveeeer, korkma birazdan yağmur diner.-” diyorlardı…
Doğa ile kucak kucağaydık… Ne televizyon vardı, ne de dershane…
Sadece yapacağımız ev ödevimiz…
Onu da yaptık mı, geriye sadece çocukça oynamak kalıyordu…
Yasama dair umutluyduk hep, umudumuz hep yeşildi…
Güneş içimizi ışıtır, o sıcaklıkla sevgi dolu olur koşup oynardık…
Neyse ki yağmur kesildi, derenin üstüne tahtası yerleştirildi…
Bekleyen herkes koşar adımlarla köprüden karşıya geçti…
Eve geldik, tabi annem meraktan ne yapacağını şaşırmış…
Bizi o halde görünce çok sevindi ve güldü…
Hemen kıyafetlerimizi değiştirip nasıl güzel bir gün geçirdiğimizi annemize anlattık…

Hepimiz yaşımız kadar bahar mevsimi görmüşüzdür…

Hasret kalınan sevgili gibidir bahar ayları…

Doğanın uyanışını şölenlerle kutlamalıyız !!!

Mutlu ve umutlu olacağımız nice bahar mevsimleri diliyorum sizlere…

Hepiniz bahar gibi coşkulu, sevda dolu bir pazar günü yaşayın Sevgili Dostlarım…

Sevgilerimle 🙂

Binnaz Ablanız…

fal-ad1
Binnaz Abla

Binnaz Abla

Dubaiden Singapura kadar çok geniş bir takipçi kitlesine sahip. Sahip olduğu üstün iletişim becerisi, güçlü sezgileri ve yaşam tecrübesi ile 40 yıllı aşkın bir yorumculuk geçmişine sahip. Sahip olduğu pozitif enerjiyi, olağan üstü sezgileri ile birleştirerek takipçilerine ışık oluyor

2 Yorum
  1. bu baharlar en güzel baharlarımız olsun..nedense baharlar beni çarpıyor cocuk gibi oluyorum. içimdeki cocuklar camları kırıp kapının zillerine basıp kaçıyorlar..

Yorum Yapın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Bu HTML kodlarını kullanabilirsiniz. HTML <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.