01 Adana Festivali

Merhabalar Sevgili Kahve Dostlarım !!!

01 Adana FestivaliŞiir gibi mevsimler vardır… Kokusu, güneşi, esintisi, ruhunun inceliklerini ele veren, baştan ayağa parfüm kokan mevsimler… İşte Nisan böyle bir mevsimin ayıdır. Havaların en güzel olduğu Nisan ayında yeşeren portakal çiçeklerinin kokusu eşliğinde, Adana’da herkesi bir araya getiren harika bir sokak festivali var. Adı; “Adana Uluslararası Portakal Çiçeği Festivali”…

Rengarenk görüntülere sahne olan festivale bu yıl 4.gidişim. 5 Nisan günü evinde kalacağım eczacı arkadaşım Ruhan’ın kızı ve 5.5 aylık torunu Lavin ile yolculuk yaptık. Bindiğimiz 17:30 uçağı saat 18:30 da Adana’ya indi. Arkadaşım da o saatlerde eczanesini kapatmış, evinin önünde bizi bekliyordu. Büyük bir özlemle sarıldık birbirimize. Evi Şinasi Caddesi festival alanında olduğu için evinin önü adeta mangal partisi veriliyormuş gibi sokaklar boyunca mangallar kurulmuş, yakılmış, kebaplar sıra sıra dizilmiş kebap kokuları şehre yayılmıştı. Sokaklar gelen ziyaretçilerle dolmuş taşmış bir taraftan şalgamlar içiliyor, bir taraftan kebaplar yeniyordu. Gelir gelmez biz de bu kalabalığın içine karıştık. Stantlar çok güzel düzenlenmiş ziyaretçiler müzik eşliğinde geziyordu. Herkes aynı müzikle coşuyor, aynı müzikle tempo tutuyor, aynı müzikle halay çekiyordu. İnsanların hem yüzü, hem de yüreği gülüyordu. Geceyi muhteşem bir coşku ile geçirdik.

Sabah Adana’ya geldiğimi duyan diğer Adanalı eczacı arkadaşlarım ziyaretimize geldiler. Kahveler içildi, fallar bakıldı, sohbet, muhabbet derken festival kapsamında açılan resim sergisine gittik. Dışarıda sokaklar boyunca konserler, halk oyunu gösterileri, çocuklar için animasyonlar ve çeşitli gösterlerle karnaval havası tüm hızı ile devam ediyordu. Saat baya ilerlemiş, acıkmıştık. Gazi Paşa kebapçısına gidip kebaplarımızı sipariş ettik. O sırada dev sahneler kuruldu. “Yeşilçam Film müzikleri” çalınmaya başladı. Çok nostaljik bir atmosferde kebaplarımızı yedik. Akşam saatlerinde beni arkadaşım Ruhan’a teslim edip evlerine gittiler… Gece karnaval coşkusu zirveye tırmandı. Kıraç, konseri ile ortalığı inletti. Her saatimiz dolu dolu geçti. Yer gök turuncu, müzik sesi, baloncuların sesi, seyyar satıcıların sesi, festival alanındaki stantlar her şey muhteşemdi.

Ertesi gün Ruhancığımın komşuları bizi sabah kahvesine davet ettiler. 11 de sabah kahvelerimizi yine sokakta içtik. Meğer komşuları “Binnazabla.com” ve “Faladdin’i biliyor ve her gün fal gönderiyorlarmış… Beni görünce bırakırlar mı hiç??? Yine kahveler, fallar, sohbet muhabbet, neşe içinde saatler geçti. Bu arada esen ılık rüzgarla birlikte muhteşem çiçek kokuları havaya esans püskürtmüş gibi kokuyor, kendimizden geçiyorduk. Adana’nın meşhur Taş Köprüsü, Ulu Cami, Arkeoloji Müzesi, Kazancılar Çarşısı, Sabancı Cami, Merkez Park, derken akşam oldu. Sokaklardaki insanlar birbirlerini tanısın tanımasın gece geç saatlere kadar bir ağızdan şarkılar söyledi, müzik yaptı.Muhteşem saatler, inanılmaz güzel anılarla gece yarısı oldu.

Bugün günlerden pazar, eczaneler kapalı. Bu nedenle hep beraber Seyhan Baraj Gölüne gideceğiz. Arkadaşımız Hülya arabası ile bizi aldı yeşilliklerin arasından, yeni yerleşim yerlerinden, yeni açılan yollardan gezdirerek Göle götürdü. İnanılmaz kalabalıktı. Oturacak yer bulamadık. Tahta Masa Cafe, Göl Cafe diğer cafeler tıklım tıklım doluydu. Gölün çevresini dolaştıktan sonra harika bir yer bulduk. Hemen oturup gözleme, sıkma, yöresel yiyecek ve ayran siparişlerimizi verdik. Güle oynaya burada akşamı ettik. Baş döndüren kokusu, hayat veren bir görüntüsü var bu portakal çiçeklerinin. Portakal bahçelerinin yerine gökdelenler yapılmış ama kalan ağaçlar yine de tüm güzellikleri ile salınıyorlar şehrin içinde. Bu gün de inanılmaz güzelliklerle geçti. “Doğum günü kızı” gibiydim. Arkadaşım Zerrinin getirdiği festival şapkasını takıyor, poz poz resimler çekiyorduk. Şehre dönmek zorundaydık çünkü akşam için tiyatro biletimiz vardı Tüm sokaklar trafiğe kapalı olduğu için. koşarak gitmek zorunda kaldık. Tam zamanında yetiştik.

Bugün Adana’ya veda zamanı. Festival bitti. Gelen tüm ziyaretçiler evlerine dönmek üzereler. Dünya festivalleri kadar güzel, onlar kadar görkemliydi, ama yine de bir farkı vardı; onlardan daha samimi, onlardan daha içten ve coşkuluydu. Başlangıçta Adana sevdalılarının, kenti kaplayan portakal çiçeği kokuları arasında kente duydukları özlemin ve buluşmanın bahanesi olarak başlasa da, günümüzde kültür festivali haline dönüşmüş ve Adanayı marka kent haline getirmiş.

Festival bahane, hava şahane, Adana güzel, 45 yıllık arkadaşlarım deseniz muhteşemdi… Adanalı eczacı arkadaşlarım Ruhan, Nalan, Zerrin, Perihan, Handan, Hülya, Ayşe, Melike, Esin, Mehlika, Leyla, Fatoş hepsine sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. 45 yıldan bu güne kadar birbirimizi hiç incitmeden sevgi ve kardeşlikle hayatımızı renklendirdik. Şimdi hepimizin bir isteği daha var o da; tekrar sağlıkla yeniden bir araya gelip kavuşmak.

Dutu, kirazı, portakalı bahane edip festivaller düzenlemeliyiz. Bir arada olmanın, dayanışma içinde olmanın keyfini yaşamalıyız. Birlikte yaşayabilme ve paylaşabilme mutlulukların en güzelidir benim sevgili kahve dostlarım.

Paylaşalım ve hep mutlu olalım.

Hepinize esenlik, huzur dolu güzel bir pazar günü diliyorum.

Sevgilerimle,

Binnaz ablanız…

Binnaz Abla

Binnaz Abla

Dubaiden Singapura kadar çok geniş bir takipçi kitlesine sahip. Sahip olduğu üstün iletişim becerisi, güçlü sezgileri ve yaşam tecrübesi ile 40 yıllı aşkın bir yorumculuk geçmişine sahip. Sahip olduğu pozitif enerjiyi, olağan üstü sezgileri ile birleştirerek takipçilerine ışık oluyor

1 Yorum
  1. Binnaz’cığım,öyle guzel a latmışsın ki Adana’ya gitmediğime pişman oldum.Seneye hep birlikte,İnşaallah

Yorum Yapın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

Bu HTML kodlarını kullanabilirsiniz. HTML <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>